Akıllı sözleşmeler geçerli mi?

Dijitalleşmenin büyük bir hızla yükselişi, günlük hayatımızda karşılaştığımız kavramları da değiştirdi. Blokchain, kripto para, akıllı sözleşme gibi kavramları duydukça, çevremizde mevcut işleyişlerin değişmeye başladığını anlıyoruz ve bir an önce bu kavramları tanımayı ve hayatımıza dahil etmeyi amaçlıyoruz. Bu kavramların ya da bu kavramların yarattığı müesseselerin, hukuk sistemimizde karşılıklarının ne olacağını da merak ediyoruz.

Kripto paraların alışverişlerde bir bedel olarak kullanılması, geçtiğimiz günlerde getirilen yasal düzenleme ile yasaklandı. Ancak bu düzenleme ile kripto para alım satımı yasaklanmadı ve daha da önemlisi mevzuatımızda kripto para kavramı ilk kez tanınmış oldu. Dolayısıyla, sınırlı bir yasaklamaya konu edilerek bile olsa, kripto para kavramının görmezden gelinemediğine hepimiz şahit olduk.

Türk Hukuk sistemi dahil olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde geçerli olan tüm hukuk sistemleri, geleneksel bir bakış açısıyla düzenlenmiştir ve gelişmelere paralel olarak da bu sistemlerde geçerli olan hukuki metinlere ya da müesseselere değişiklikler getirilmektedir. Ancak getirilen değişiklikler de yine aynı geleneksellikle gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla, bu kavramları ve olası sonuçlarını analiz ederken, hukuk sisteminin gelenekselliğinden bağımsız olarak düşünmemeliyiz.

Geleneksel olarak yürütülen hukuk sistemleri karşısında, günlük hayatta karşımıza çıkan birçok iş ve işlemi, üzerinden yürütebileceğimiz teknolojik bir sistemden bahsedilmektedir. Blokchain teknolojisi olarak adlandırılan bu sistemde, bloklardan oluşan zincir yapıdaki bir veri tabanı mevcuttur. Bu veri tabanı, ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri kaydedebilen bir yapıya sahiptir. Bu veri tabanında, arz ve talep unsurlarının da güncel olarak tutulabileceği belirtilmektedir.

Blokchain teknolojisinin yürütüldüğü veri tabanında güncel olarak tutulan bilgi ve belgeler ışığında, arz ve talep unsurlarının eşleşmesiyle gerçekleştirilecek iş ve işlemlerin takibinin de yapılabileceği öngörülmektedir. Bu doğrultuda gerçekleştirilecek iş ve işlemlerin konu olduğu bilgisayar protokollerine de akıllı sözleşme adı verilmektedir. Peki akıllı sözleşmelerin, geleneksel hukuk sistemleri ve bu sistemlerde öngörülen sözleşme modelleri karşısında geçerliliği ya da işlerliği ne olacaktır?

Ülkemiz hukuk sisteminden hareketle, özel şekli şartların öngörüldüğü sözleşmeler hariç olmak üzere, sözleşme serbestisi ilkesinin geçerli olduğunu belirtmek gerekir. Dolayısıyla, (i) geleneksel sözleşmelerde yürütülen icap – kabul süreçlerini zımni ve pratik olarak ortadan kaldıran, zira sistemde tanıtılan arz ve taleplerin otomatik olarak eşleşebileceği bir teknoloji ile çalışan; (ii) herhangi bir bilgi-belge paylaşımına ihtiyaç duymayan, zira ihtiyaç duyabileceği tüm bilgi-belgelerin ortak bir havuzda güncel olarak tutulduğu ve (iii) içerisinde taahhüt edilen edimlerin yerine getirilip getirilmediğinin takibinin sistem üzerinden gerçekleştirildiği akıllı sözleşmelerin de hukuk sistemimizde geçerli olabileceği ve genel anlamda bir engelle karşılaşmayacağı belirtilebilir. Ancak akıllı sözleşmelerin uygulamasının artmasıyla, hukuk sisteminin de oluşan ihtiyaçları gözeterek akıllı sözleşmelere yönelik daha detaylı düzenlemeler getirebileceğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Tıpkı, kripto paralara olan ilginin artması sonrasında getirilen yasal düzenleme gibi…Ancak getirilebilecek düzenlemelerin, hukuk sisteminin felsefesi ve amacı gözetilerek öngörülebileceği de muhakkaktır.

Örneğin; e-ticaretin geliştiği ilk zamanlarda, e-ticarette ekseriyetle kullanılan tek tarafın hazırlayıp diğer tarafın kabul ya da reddine sunduğu katılım sözleşmelerine yönelik özel bir düzenlemeye hukuk sistemimizde yer verilmemişti. Ancak bu sözleşmelerin kullanımının yaygınlaşmasıyla, hukuk sistemimizin zorunlu olarak öngördüğü tarafların müzakere etme hakkının, özellikle tüketiciler aleyhine ihlal edildiği kanaati oluşmuştur. Zira tüketicilere, bir kutucuğu işaretleyerek mevcut sözleşmeyi kabul etmeleri ya da söz konusu hizmet ve malı satın almamaları dayatılmıştır; global tabiriyle “take it or leave it!”. Gelinen noktada, e-ticarette yaygın olarak kullanılan katılım sözleşmeleri hükümlerinin, tüketicilere dayatılıp dayatılmadığı, tüketicilerle müzakere edilip edilmediği dikkate alınarak Borçlar Kanunu kapsamında “genel işlem şartları” ve tüketici mevzuatında “ haksız şartlar” müesseselerine yer verilmiştir. Böylece, müzakere hakkını tarafların birinin elinden alan sözleşme şartları kesin hükümsüz – geçersiz olarak değerlendirilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklama ve verilen örneklerden hareketle, akıllı sözleşmelerin de müzakere sürecini yok sayması halinde, aynı yaptırımlarla karşılaşacağı öngörülebilirdir. Peki ne yapılmalıdır? Gelişen teknolojiye ve yükselen dijitalleşmeye direnmek elbette mümkün değildir ve çağın bir gerekliliği olarak doğru da değildir. Ancak geleneksel hukukun öngördüğü gerekliliklerle, teknolojinin kurduğu veri tabanı üzerinden şekillendirilen kavram ve müesseselerin birbiriyle bağdaştırılması zorunludur ve hayatidir. Örneğin; akıllı sözleşme teknolojisine yatırım yapmayı planlayan bir şirketin, geçersizlik akıbetini yok saymaması ve bu kapsamda geleneksel hukuk gerekliliklerini de karşılayacak bir önlem alması gerekmektedir. Örnek olarak akıllı sözleşme adı verilen bu sözleşme protokollerinde, sözleşmelerin oluşumundan sonra belli bir süre içerisinde, diğer tarafın ya da tüketicinin, şirket tarafından hayata geçirilecek müzakere odalarında, her bir madde üzerinde görüşmesinin mümkün kılınması bir çözüm olarak değerlendirilebilir.

Elbette kurulacak akıllı sözleşmelerin kapsamı ve niteliği farklı önlemler alınmasını gerekli kılabilecektir. Bu yazıyla hatırlatılmak istenen, ciddi bir altyapı yatırımı gerektiren bu teknolojik sistemlerin karşılaşabileceği hukuki engellerin öngörülmesi gerekliliğidir. 

Av. Nedim Korhan Şengün & Av. Gazali Demir