Alp Öğücü: İyi bir eğitime, maddi imkanlara sahip bile olsanız hedeflerinize ulaşmak için çabalamak, çok çalışmak zorundasınız

İlham Verenler sohbetlerine devam ediyoruz. Bu haftaki konuğumuz Lila Group Genel Müdürü Alp Öğücü.

İsterseniz önce bir teşekkür ile başlayalım. Hayatınızda birine teşekkür edecek olsanız bu kim olurdu ve neden?

Öncelikle aileme teşekkür etmek isterim. Aile kavramı benim için çok önemlidir ve her zaman önceliğimdir. Eğitimin ilk adresidir aile. Bu anlamda bugün hem beni ben yapan değerleri kazanmamda hem akademik olarak eğitim hayatım boyunca bana sundukları imkanlar, destek ve anlayışları için çok teşekkür ediyorum. Her zaman çok iyi rol model oldular. Çocukluk ve gençlik yıllarım onların sayesinde güven duygusunu olabilecek en yoğun şekilde hissederek geçti. Bugün de yine ailemin desteğinin arkamda olduğunu bilmek beni mutlu ve motive ediyor. 

Sizi tanıyabilir miyiz, yaşamınızdaki kilometre taşlarından bahseder misiniz?

1983 yılında Gaziantep’te doğdum. Önce Üsküdar Amerikan Koleji sonra Tufts Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldum. 2005 yılında Lila Group bünyesinde Proje Mühendisi olarak adım attığım iş hayatında sırasıyla enerji santrali, kâğıt ve konverting tesislerinde görev aldım.

2009 – 2014 yılları arasında Hızlı Tüketim, Satış, Pazarlama ve Dağıtım şirketinden sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevimin ardından kurumsal yönetim seviyesinin geliştirilmesi ve halkla ilişkiler çalışmalarının yürütülmesine katkı sağladım. Lila Group’un CEO’su olarak kurumsallaşma, markalaşma ve rekabetçi işveren markasına dönüşüm çalışmalarını sürdürüyorum.

Lila Group’un 4. nesil Y kuşağı CEO’su olarak görevime devam ediyorum.

Sizce sizi diğer herkesten farklılaştıran özellikleriniz nelerdir?

Geriye dönüp baktığımda kendi hayatıma dair beni en çok mutlu eden şeylerden birinin ‘keşke’lerimin az olduğunu görmek oluyor. Kimi hayatlar pişmanlıklarla, yapmak isteyip yapılamayanlarla doludur. Ne mutlu ki bu anlamda şanslıyım. Fakat bunun da açıkçası çok çabalayarak ve elbette biraz da şansla olduğunu söylemeliyim. Hayatta hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. İyi bir eğitime, maddi imkanlara sahip bile olsanız hedeflerinize ulaşmak için çabalamak, çok çalışmak zorundasınız.

Sizi başkalarına sorsak en çok hangi özelliğiniz öne çıkar?

Bu sorduğunuz kişilere göre farklılaşacaktır elbette ama sanıyorum fikir tartışmasında ısrarcı ve inatçı oluşumu, pes etmeyişimi,  takım oyuncusu olduğumu ve başarıyı takım olarak kutlamayı sevdiğimi söyleyeceklerdir.

Günlük yaşamınızda rutinleriniz var mıdır, evet ise paylaşır mısınız?

Günlük hayatım özellikle hafta içi oldukça yoğun geçiyor. Haftanın bazı günleri üretim tesisimizin olduğu Çorlu’da, diğer günlerinde ise İstanbul’daki ofisimizde oluyorum. Sabah çok erken kalkıp işe başlamadan önce biraz spor yapmaya gayret ediyorum. Sonrası tüm gün yoğun bir şekilde toplantılarla geçiyor. Evde olduğum zamanlarda ise ailemle, çocuklarımla vakit geçirmeyi, kitap ve araştırma raporları okumayı tercih ediyorum. Bunun dışında spor yapmaya da gayret ediyorum.

Zorlayıcı bir dönemden geçerken kendinizi rahatlatmak için neler yaparsınız?

Bir spor tutkunuyum diyebilirim. Koşu, doğa yürüyüşü, futbol, basketbol, kayak ve tenis yaptığım sporların başında geliyor. Spor yaparken stresten uzaklaşıyorum ve çoğu zaman yeni fikirler, farklı bakış açıları keşfediyorum. Yoğun ve tempolu iş hayatında stresten uzaklaşmak, sakinleşmek için spor vazgeçilmezlerim arasında. Buz pateninden hokeye varıncaya dek aile olarak sporcu bir yönümüz var. Bir araya gelindiği zaman mutlaka bir aktiviteye girişilir. Genellikle tatillerimizi de bu doğrultuda planlamaya çalışıyoruz. Hatta iş seyahatinde mutlaka yürüyüş ayakkabılarımı yanıma alırım. Spor yaparken, bulunduğum ortamı gözlemleme fırsatı buluyorum.

İşte daha fazla iş, evde de olabildiğince daha az iş yaparım. Sosyal medyayı çok nadiren kullanırım ki o da Linkedin oluyor. Biraz vaktim varsa kitap ya da dergi okuyarak değerlendirmeye çalışırım.  

Bilinmeyen bir yönünüz var mı?

Hayatımda sporun her zaman yeri olmuştur. Eğlence, zihinsel ve fiziksel zevk anlamına gelen sporun pek çok çeşidi ile eğitim hayatımdan beri iç içeyim. Bunların başında koşu, doğa yürüyüşü, futbol, kayak, tenis geliyor. Bunlardan bazıları bireysel bazıları ise takım oyunu olan sporlar. Çeşitliliği ve takım ruhunu önemsiyorum. Oldukça yoğun ve tempolu olan iş hayatım sebebiyle oluşan stresten uzaklaşmak, takım ruhunu hissetmek ve sakinleşmek için en büyük motivasyonum.

Programıma, hava koşullarına ve tabii ki takıma bağlı olarak 2 günde bir en az birini tercih ederek yapıyorum bu aktiviteleri.  Benim önemsediğim uzun yıllardır istikrarlı bir şekilde hayatımda spora yer veriyor olmak. Bunun da en büyük sebebi spor yaparken stresten uzaklaşmak ve rahatlamanın yanı sıra çoğu zaman yeni fikirleri, farklı bakış açılarını keşfettiğim bir zaman dilimi olması. Spor yaparken sorular cevaplanıyor, belirsizlikler şekilleniyor, fikirler gelişiyor benim açımdan oldukça verimli bir süreç. Sağlığıma olan katkısı da tabii ki tartışılmaz.

Satış dünyasında olmak bilinçli bir tercih miydi sizin için, bugünlere nasıl geldiniz?

Hangi sektörde faaliyet gösterirseniz gösterin  ‘satış’ konusu her işin vazgeçilmez bir parçası, olmazsa olmaz bir aşamasıdır. Bizim gibi yoğun üretim yapan bir kurum için satış konusu işimizin can damarı niteliğindedir. Ticari sürdürülebilirliğinizi sağlamanız için satış kanallarınızın da sürdürülebilir olması lazım. Bu süreklilikte de ilişki yönetiminiz, paydaşlarınıza verdiğiniz güvenin rolü çok büyüktür. Elbette ki bu kadarla da kalmıyor, sürekli gelişim ve değişime açık bir alandır satış konusu ve bu yüzden kendinizi de sürekli geliştirmek durumundasınız. Örneğin ben daha üniversite yıllarımda itibaren internetten satış işinde part time çalışmaya başladım. Orada öğrendiklerim belki de bugünlerin temelini oluşurdu. 

Ekibinize alacağınız kişilerde nelere dikkat edersiniz?

Şirketimizin stratejik hedeflerine, vizyonuna, kurum kültürüne uygun; müşteri, süreç ve hedef odaklı, analiz ve muhakeme yapabilen ve problem çözme becerileri gelişmiş kişileri tercih etmeye çalışıyoruz.

Sorumluluğunda olan operasyonları varsa ekipleriyle sürdürülebilir şekilde yürütebilen, öğrenme ve gelişime açık, sorumluluk sahibi ve inisiyatif alabilen, her seviyede ilişki kurma becerisi gelişmiş ve resmin bütününü görebilme yetkinliğine sahip adaylar her zaman bir adım öne çıkıyor.

Ayrıca pandemi süreciyle birlikte psikolojik sermaye kavramının ve onun getirdiği Yılmazlık, Umut, İyimserlik ve Öz yeterlilik adlı 4 yeni yetkinliğin iş hayatındaki öneminin giderek artacağını, kurumların bu yetkinlikleri geliştirmeye odaklanacağını ve yeteneklerin bu yetkinliklerin güçlü bireylerden çıkacağını düşünüyoruz. Elbette bizde politikalarımızı bu yeni yetkinlikleri dikkate alarak güncelliyor, ekibimizin gelişim alanlarında bu yetkinlikleri de dikkate alıyoruz. 

Ekibinizi motive etmek için hangi araçlardan yararlanırsınız?

Biz her zaman şeffaflıktan yana bir yönetim anlayışını benimsedik. Hatta bu anlayışımızdan hareketle yeni ofisimizi açık ofis olarak dizayn ettik. Örneğin benim bir odam yok, diğer çalışma arkadaşlarım gibi masam açık alanda yer alıyor. Dolayısıyla ekip motivasyonunda da yüz yüze iletişimi, birebir görüşmeleri tercih ediyorum. Bunun yanı sıra ödüllendirme de kullandığım bir diğer yöntem. Ayrıca insanların en çok kendi hata ve  başarılarından öğrenebildiklerini düşünüyorum bu sebeple kurum kültürümüzde böyle bir ortam olması yani kendilerinin sonuçlarıyla yüzleşmelerine teşvik ediyoruz.

Kuşak farklılıklarını nasıl yönetiyorsunuz?

Biz bu anlamda şanslı bir şirketiz… Şu anda ben 4’üncü kuşağı temsil ediyorum. Yönetim Kurulumuzda hem X kuşağından hem Y kuşağından üyelerimiz var. Elbette zaman zaman anlaşmazlıklar oluyor; çok doğal bir süreç bu. Mevcut teknolojiyi en ince detayına kadar paylaşarak bir noktada uzlaşma sağlıyoruz. Çünkü X Kuşağı’nın bir diğer özelliği de Y Kuşağı gibi sorgulayıcı olması. Diğer yandan daha önce de ilettiğim gibi risk alma konusunda Y Kuşağı kadar esnek ya da tabiri caizse gözü kara değiller. Fakat yapmak istediğiniz işin, sebebini, olmazsa neler olabileceğini, hangi noktalarda avantaj sağlayacağını, hedeflerinizi ve sonuçlarını detaylı bir şekilde açıkladığınız takdirde ortada bir sorun kalmıyor. Tanık olduğumuz iç girişimcilik örnekleri de aslında tam da bu uzlaşma anlarında doğuyor ve sağlıklı temeller üzerinde yükseliyor.

Lila Group bünyesinde ben bunun çok güzel bir örneğini yaşadım, 2007 yılında kuruluşunu tamamladığımız kâğıt iş alanımıza dair Aile üyelerimize bu işin bir tamamlayıcısı olarak Hızlı Tüketim sektörünü yani Markalı ürünlerimizin iş alanını öneri olarak sunduğumda arkamda oldular ve beni cesaretlendirdiler. Bugün yurt içinde 70.000 noktayla Sofia, Maylo, Berrak ve Nua markaları ürünlerimizi buluşturuyor; tüketicilerin ihtiyaç ve beklentilerini analiz edip yenilikçi ürünler sunarak hem tüketicilerimize hem de ülkemize değer katıyoruz. Ayrıca markalı ürünlerimizi bugün 5 kıtada 80’den fazla ülkede gururla temsil ediyoruz.

Kadınların satış dünyasında daha çok yer alması neleri değiştirebilir?

Özellikle Satış Departmanı’nda kadın satış temsilcisi olan ve bundan 9 yıl önce bile kadın Satış Bölge Müdürleri çıkaran bir firma olarak kadınların iş dünyasındaki öneminin ve yarattıkları katma değerin farkındayız. Bu nedenle insan kaynakları politikamızın merkezinde çeşitliliğe verdiğimiz önem yer alıyor.

Kadınların sağladığı bu katma değer, sadece sayısal verilerle kadın erkek eşitliği anlamına gelmiyor: Bu aynı zamanda üretim, kalite ve en sonunda da karlılıkta artış anlamına geliyor. Çünkü kadın, elinin değdiği sektörlerde fark yaratıyor. Bu nedenle, beyaz yakalı çalışanlarımızda kadın/erkek oranının dengeli olmasına önem veriyoruz. Üretim alanında ise henüz bu dengeyi yakalamaya çalışıyor ve farklı görevlerde kadınları da konumlandırıyoruz. Faaliyet alanımız ağır sanayi olmasına rağmen giderek kadın çalışan sayımız artıyor ve bunun bu iveme ile devam etmesini destekliyoruz. Şu an şirketimizdeki kadın çalışan oranımız %25 olmasına rağmen yönetici seviyesinde konuyu değerlendirdiğimizde bu oran %33 seviyesine yükseliyor. Bu konuya verdiğimiz önemi somutlaştırmak ve farkındalık yaratmak adına SALES NETWORK bünyesinde WiS’in aktif bir üyesiyiz. Aynı zamanda yine perakende ve hızlı tüketim sektöründe çalışmalar yapan LEAD Network’ün de kurumsal ve global üyesiyiz.

Gençlere satış mesleğini tavsiye eder misiniz, neden?

Evet kesinlikle ederim. Bir başkası üzerinde farkındalık yaratıp, algısını değiştirmek ve beraberinde ikna ederek davranış değişikliğine sevk etmek mantık ve matematiğin birleşimidir. Dolayısıyla mantık ve matematik birleşimini iyi harmanlayıp bu gerekçeleri sorgulayan ve empati yaparak karşısındakinin duygusunu yakalayan kişilere satış mesleğini kesinlikle tavsiye ederim. Kategoriler arası esnek meslek sahibi olabilirler; çünkü satışta sektör fark etmez, satışçının yetkinlikleri öne çıkar. Multi disiplin bir meslek alanıdır.

Öğrencilere kariyer yolculuklarında neler tavsiye edersiniz?

En büyük tavsiyem inandıkları hayalleri uğrunda emin adımlarla yürümeleri. Motivasyonu sürekli yüksek tutmak özgüven sağlayacağı gibi başarılı olmanın da ilk basamağını oluşturuyor.

Kitap okur musunuz, evet ise önereceğiniz kitaplar var mı?

Zihnimi açmak veya farklı alanlara odaklanmak için daha çok ilgi alanlarımla örtüşen kitaplar okumayı tercih ediyorum. Bir başka ilgi alanımda araştırma raporlarını takip etmek. Gerek sektörümüzü ilgilendiren raporlar gerekse teknoloji, perakende, insan kaynakları alanındaki raporlar ilgiyle takip ettiğim konular arasında. Ayrıca benim için yoğun tempoda ajandamı etkin yönetmek ve günü, gelişmeleri kaçırmadan takip etmek önemli. Bu yüzden kendimi güncel tutabileceğim kaynakları da çeşitlendirmeyi seviyorum.

Herkesin zevklerine uygun olanı kendisinin keşfetmesinin çok daha keyifli olduğunu düşündüğüm için bir önerim yok.

Sevdiğiniz bir kitaptan beğendiğiniz bir paragrafı bizimle paylaşabilir misiniz?

Sevgili Prof. Dr. Acar Baltaş’ın Türk Kültüründe Yönetmek kitabını öneririm. Bu kitaptaki  “Güç Mesafesi Kavramı” oldukça ilginçtir.

Özetle, “Batı dillerinde ‘vefa’, ‘hatır’, ‘gönül’ kelimelerinin karşılığı yoktur. Çünkü bu dillere kaynaklık eden kültürlerde bu kavramlar yoktur. Buna karşılık ‘vizyon’, ‘misyon’, ‘strateji’, ‘plan’ kavramlarının karşılığı da bizim dilimizde bulunmaz. Bizim geleneğimize göre kervan yolda düzülür, istim arkadan gelir.

Bir kültürün düşünme biçimini yansıtan dil psikolojisi, bu tür kavramların oluşmasının ya da oluşmamasının nedenlerini ve bugünkü hayata olan izdüşümlerini ortaya koymaktadır. Bu kitap, aynı dil psikolojisi gibi, Türk iş dünyasının kendi kültür değerlerinden nasıl etkilendiğini araştırmakta ve bu değerleri dikkate alan bir liderin hem ülke çapında hem de dünyada nasıl başarılı olacağını göstermeyi amaçlamaktadır. Çünkü iş hayatında başarı, yaygın şekilde özenildiği ve uygulanmaya çalışıldığı gibi, ithal süreç ve ölçütleri olduğu gibi kullanarak değil, bunları kendi kültürünün tarzına ve dokusuna uyarlayıp hayata geçirerek kazanılır.” 

Bunun dışında şu sıralar elimdeki bir kitaptan sevdiğim bir söz de “Sözün faydası yoksa söyleme”

Sık kullandığınız bir atasözü var mı? Yoksa size göre herhangi bir durumu en iyi anlatan atasözü hangisi?

Atatürk’ün söylediği iddia edilen sözün hayatımda yeri kıymetlidir.

“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

SALES NETWORK platformu için neler söyleyebilirsiniz? Bugünü nasıl görüyorsunuz, gelecek için neler öneriyorsunuz?

SALES NETWORK Topluluğunun satış dünyasında farkındalık yaratmak adına gösterdiği çalışmaların bir parçası olmak ilk günden beri Lila için çok kıymetli. Sektörün kıymetli temsilcilerinin aynı ortamda buluşarak bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmalarına fırsat verdiği için tüm ekibe teşekkürlerimi sunuyorum. SALES NETWORK Topluluğuna eksikliği hissedilen bir platformu hepimiz adına oluşturduğu ve farkındalığı artırmak adına gösterdiği çabalar için teşekkür ediyorum.