Volkan Yıldız: What’s up?

İlham Verenler sohbetlerine devam ediyoruz. Bu haftaki konuğumuz L’Oréal Tüketici Ürünleri Satış Direktörü Volkan Yıldız.

İsterseniz önce bir teşekkür ile başlayalım. Hayatınızda birine teşekkür edecek olsanız bu kim olurdu ve neden?

Öncelikle eşim ve kızlarım. Bana müthiş bir enerji verdikleri için. Beraberinde insani değerleri hep önde tutan, ideallerin peşinde bir hayat yaşamanın zorlu ama vazgeçilmemesi gereken bir yolculuk olduğunu bize aşılayan sevgili anne ve babam.

Sizi tanıyabilir miyiz, yaşamınızdaki kilometre taşlarından bahseder misiniz?

Egeliyim, öğretmen anne ve babanın iki çocuğundan biriyim. İlkokulu onların zorunlu görevleri nedeniyle Manisa’nın bir kasabasında okudum. Ailem ek olarak çiftçilikle uğraştığı için küçükken benim de hatırı sayılır mesaim üzüm bağları içinde geçti. Orada işçilerle birlikte çalışmayı, üretmeyi, emeğin kutsallığını ve ürettiğimi satmayı öğrendim. İlk sattığım şey de henüz 9 yaşındayken babamın izniyle topladığım ve harçlık için sattığım asma yapraklarıydı.

Sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletme okumak için İstanbul’a geldim. Okulda yönetiminde etkin görev aldığım İşletme Kulübü, kurduğum dostluklar ve beni iş hayatına hazırlaması açısından hayatımın en önemli yapıtaşlarından birisi oldu.

Ortaokul ve lise yıllarında altyapısında futbol oynadığım Salihli spor da bana takım oyuncusu olmayı, başarıyı ve birçok ortak duyguyu ekipçe paylaşma konusunda çok katkıda bulunmuştur.

Üniversite yıllarında 3M ve Unilever’de yaptığım uzun stajlar ve yarı zamanlı çalışmam da bugünkü kariyerimin ilk yapıtaşları olması açısından benim için çok değerlidir.

“İnsanın hayatında ilk patronu önemli bir yer tutar” derler. Bu anlamda hala “mentee”si olmaktan mutluluk duyduğum, büyük satış duayeni Bülent Eksin ile çalıştığım ilk profesyonel iş tecrübemin Satış kariyerimle ilgili bende çok önemli bir yeri vardır.

Beni en zorlayan dönem ise, Nestlé’de çalıştığım dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nde Executive MBA yaptığım yıldır. Sosyal hayatı çok kısıtlayan, normal çalışma yoğunluğu üzerine akşamları ve hafta sonlarının dersler ve projelerle geçtiği, çok yorulduğumuz ancak müthiş eğlendiğimiz, o yaşta harika yeni dostluklar kurduğumuz bir yıldı.

Genel olarak dünyanın en büyük ve bilinir Fmcg şirketlerinde satış ve pazarlamada geçirdiğim kariyerim bana çeşitli milletlerden müthiş dostluklar kurma, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanını görme fırsatı yarattığı için benim için ayrıca çok değerlidir.

Sizce sizi diğer herkesten farklılaştıran özellikleriniz neler?

İş ve hayatla ilgili hayalleri, iyi stratejik planlarla birleştirebilen, rekabetçi ve tutkulu birisiyim diyebilirim. Toplumun her kesimiyle iyi iletişim kurabilen, güvenilir, ulaşılabilir ve insanları geliştiren biri olduğum da arkadaşlarım ve beni tanıyanların benimle ilgili söyledikleri şeyler.

Günlük yaşamınızda rutinleriniz var mıdır, varsa paylaşır mısınız?

Spor yapmak benim için vazgeçilmez. Sabah erken saatlerde, işten önce, mutlaka 1 saat spor yaparım. Pandemiyle bu düzen sabahtan akşama ve sadece açık havaya evirilmiş olsa da faydaları açısından benim için çok önemli. Bedensel sağlık kadar, düşünsel sağlığa da büyük katkıda bulunuyor. Kızlarımla yemek yapmayı, en büyük hayranlarım oldukları için onlara gitar çalmayı da çok seviyorum.

Bilinmeyen bir yönünüz var mı?

Beni tanıyanlarca çok bilinmediğini düşünmemekle birlikte tutkulu bir Fenerbahçe taraftarıyım, en büyük özlemim stattaki koltuğumda maçları yeniden canlı izlemek. Basketbol ’da Euroleague şampiyonu olduğumuz, salonda olduğum gün de hayatımın en unutulmaz günlerinden biridir. Genç Atletlere destek olan Atletizm Gönüllüleri Derneği “AGON” üyesiyim. “BUMED” bünyesinde gönüllü mentörlük yapıyorum.

Satış dünyasında olmak sizin için bilinçli bir tercih miydi?

Kesinlikle. Başta anlattığım gibi çocuklukta başladı bu serüven benim için ve ilk günkü heyecanı yaşadığım, müthiş dostluklar ve anılar biriktirdiğim harika bir yolculuk olmaya devam ediyor.

Ekibinize alacağınız kişilerde nelere dikkat edersiniz?

Genel olarak çeşitliliğe ve kapsayıcılığa dikkat etmeye çalışıyorum. Bunun yanında Atatürk’ün sporcularla ilgili sözü aslında bu konuda en büyük yol göstericim. O ünlü sözünde en hızlı, en güçlü sporcuları değil zeki, çevik ve ahlaklı olanları işaret etmiş. Bu özellikleri barındıran insanları iş konusunda eğitebilir ve geliştirebilirsiniz. Kişisel olarak ise hikayeleri benim için çok değerli.  Hangi hayalin peşinden gitmişler, nasıl gelişmişler, kişisel farkındalıkları ve gelişmeye ve öğrenmeye açıklıkları, ekip ruhuna yatkınlıkları benim en değerli bulduğum özellikler.

Ekibinizi motive etmek için hangi araçlardan yararlanırsınız?

Simon Sinek’in dediği gibi “İnsanlar neyi yaptığınıza değil niçin yaptığınıza değer veriyorlar”. Bunu onlarla paylaştığım, ekip olarak kendi “Niçin”lerini birlikte kararlaştırıp oluşturdukları ortamları yaratmaya çalışırım. “Güven” en büyük motivasyon aracı. Bunu birlikte oluşturmaya odaklanırım. Hiyerarşik yapıları çağın gerisinde bulduğumdan her seviyede adına “What’s Up” dediğim birebir informal görüşmeler yaparım. Satış doğası gereği çok büyük ekiplerden oluşuyor, onlara seslerini duyurabilecekleri, hikayelerini ve ihtiyaçlarını paylaşabilecekleri platformlar oluşturup, yolculuklarında yalnız olmadıklarını hissettirmeye çalışırım.

Sizce satışta kadın-erkek dengesinin sağlanması neleri değiştirebilir? Bu konuda paylaşabileceğiniz araştırmalar var mı? Varsa biraz bahseder misiniz?

Bu konuda birçok kurumun araştırmaları var. Genel anlamda performansın ve mutluluk seviyesinin bu dengenin iyi kurulduğu her organizasyonda çok daha iyi olduğunu biliyoruz. Birçok büyük şirketin ve organizasyonun ana gündeminde ve hedeflerinde yer alması çok umut verici.

Ancak bunun artık KOBİ’lere yayılması konusunda da yapılabilecek çok şey var. Kadınların sadece emek ağırlıklı üretim işleriyle değil, yönetim kademelerinde yer aldıkları eşitlik politikalarının uygulanması devlet politikalarıyla ve sivil toplum aracılığıyla da teşvik edilmeli. Kadın girişimcilere daha fazla destek olarak ve daha fazlasını girişimciliğe teşvik ederek örnekler oluşturmada hepimize düşen görevler var.

Gençlere satış mesleğini tavsiye eder misiniz, neden?

Tüm kalbimle tavsiye ederim. Satış hayatın ritmini ve tüm duygularını sonuna kadar yaşadığınız, sizi kişisel olarak sonsuz geliştirme potansiyeline sahip bir meslek. Satış kökenli başarılı girişimciler, bu mesleğin, kendi işinizi kurma konusunda da gerekli olan önemli bir deneyimi ve ilişki ağını kazandırdığını gösteriyor. Dolayısıyla, satış gelişimin hiç bitmediği engin bir yolculuk.

Öğrencilere kariyer yolculuklarında neler tavsiye edersiniz?

Merak duymak, okumak, dil öğrenmek, dünyaya ve yeniliklere açık olmak, takip etmek ve çalışmak. Öğrenci kulüpleri ve ngo’larda iş hayatına hazırlanabilecekleri ortamlarda görev almak, bir ekibin parçası oldukları projelerde değer yaratmak. Spor yapmak, bireysel ya da takım sporu ne olursa olsun spor yapmak.

Sık kullandığınız bir atasözü var mı? Yoksa size göre herhangi bir durumu en iyi anlatan atasözü hangisi?

İngilizcesi “Actions speak louder than words” olan bir söz var sevdiğim. Bizde en benzer karşılığı olan “Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” atasözümüz var. Her ne kadar markalar çağında yaşıyor olsak da hem insanlar hem de kullanıcısı olduğum markalarla günlük ilişkilerimi değerlendirmede sevdiğim ve kullandığım bir yaklaşım.

SALES NETWORK Topluluğu için neler söyleyebilirsiniz? Bugünü nasıl görüyorsunuz, gelecek için neler öneriyorsunuz?

Önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Ülkede profesyonel anlamda organizasyonların en büyük çoğunluğunu oluşturan kitle satışçılar iken, bu tip bir oluşumun olmaması büyük bir eksiklikti. SALES NETWORK’ün kısa sürede satışçıların birbirlerini besleyebildiği, fikir alışverişinde bulunup, birlikte değer yarattıkları bir platform haline dönüşmesi de bunun göstergesi. Yarattığı enerji ve sinerji ile farklı kollarda birçok ulusal ve uluslararası sosyal projeye katkı sunabileceğini düşünüyorum. Bu mesleğin değerini yüceltmek anlamında katkı sunan her üyesinin emeğini çok önemli buluyorum.